Değerli Müslümanlar!
İmâm Hafız El-Irâkî’nin buyurduğu gibi, tefsirin en hayırlısı, varid olanın başka varid olanla açıklanmasıdır. Ehl-i Sünnet âlimleri tefsir yaparken şu kurala göre hareket etmektedirler. En güçlü tefsir ayetin başka bir ayetle tefsir edilmesiyle, hadisin âyetlerle tefsir edilmesiyle ya da hadisin başka bir hadis ile tefsir edilmesiyle olur. Bu kâide müteşâbih âyet ve hadislerin istenilen manalarını anlamak için izlenecek en güçlü yoldur. Bütün Ehl-i Sünnet âlimleri de bu yolu izlemişlerdir. Tevhid âlimlerinin zikrettikleri kurallardan birisi şudur: “Hiçbir zaman âyet ayetle çelişmez, hadis hadisle çelişmez ve hadis ayetle çelişmez.” Ancak bazı kimseler müteşâbih ayet ve hadisleri, zahiri anlamlarına göre yorumlayarak, İslâm’ın temel kâidelerine ve iman meselelerine zıt düşmektedirler. Bunu yapan kimseler Âli İmrân sûresi’nin 7. Âyet-i Kerîmesi’nin hükmü altına girmektedirler.
۞ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاء الْفِتْنَةِ ۞
Anlamı: “İşte kalplerinde hak yoldan sapkınlık olanlar, fitne çıkarmak için müteşâbih âyetleri zahirine göre alırlar.”
Bu yanlış düşüncenin peşine düşerek, Allâh’ı teşbih etme yoluna giden kimseler, şu hadisi kendilerine delil olarak almaktadırlar. Ancak şunu öncelikli olarak beyan etmemiz gerekiyor ki nuzûl hadisi müteşâbih bir hadistir. Bu hadisin gerçek manası ancak başka ayet ve hadislere muvafık bir şekilde açıklanabilir.
Bu hadis şöyledir: “Allâh meleklerine birinci semaya inmelerini emreder ve melekler (Rablerinden tebliğ ederek) derler ki: “ Kim dua eder ki duasını kabul edeyim, kim istekte bulunur ki isteğini vereyim, kim bağışlanmayı diler, onu bağışlayayım.” (İmâm Buhârî ve İmâm Muslim)
Ancak bu müteşâbih hadisi asıl manasından saptırıp, zahirine göre alan bazı kesimler bulunmaktadır. Hadiste geçen يَنْزِلُ رَبّنَا ibaresinin Allâh’ın hâşâ hareket etmesi manasındaki nuzûl etmesi manasında açıklamakta ve bütün temel islâm kâideleri ve Allâh’ın tenzihi konusunu hiçe saymaktadırlar. Bunu söylemekle
Allâh’a, hareket, intikal, değişim ve mekân gibi sadece yaratılmışlar için kullanılabilecek sıfatları nispet etmiş ve Allâh’ı cisimlere benzetmiş olurlar. Bu da Allâh hakkında acizlik olur ki, bunu söyleyen kimseler ne yazık ki İslâm dairesinden ayrılmış olurlar.
Ancak başta da zikrettiğimiz gibi Ehl-i Sünnet âlimlerinin yolu hadisleri başka hadislerle ya da hadisleri manası açık olan ayetlerle açıklamaktır. Bu tefsirin en faziletli ve en güçlü olanıdır.
İşte Ehl-i Sünnet âlimleri, İmâm Buhâri ve İmâm Muslim’de geçen bu Hadîs-i Şerîf’i, Kütüb-i Sitte’nin yazarlarından biri olan İmâm Nesâi’nin rivayet etmiş olduğu şu sahih Hadis ile açıklamışlardır: “Şüphesiz aziz ve celil olan Allâh, gecenin ilk yarısı geçinceye kadar mühlet verir, sonra bir münâdiye (meleğe) şöyle demesini emreder: “Dua eden var mı? Duası kabul edilsin, bağışlama dileyen var mı? Ona mağfiret edilsin. İstekte bulunan var mı? İstediği ona verilsin.”
Ehl-i Sünnet âlimlerinin nuzûl hadisi hakkındaki bazı yorumlarını zikredecek olursak:
İmâm Kurtubî, nuzûl hadisini şu şekilde açıklıyor: “Bu hadisin tevili hakkında farklı görüşler vardır. Buna dair yapılan açıklamaların en uygunu Nesâi’nin kitabında tefsir edilerek gelen şu rivayettir: “Şüphesiz azîz ve celîl olan Allâh gecenin ilk yarısı geçinceye kadar mühlet verir, sonra bir münâdiye (meleğe) şöyle demesini emreder: Dua eden var mı? Duası kabul edilsin, bağışlama dileyen var mı? Ona mağfiret edilsin, istekte bulunan var mı? İstediği ona verilsin.”
Ebû Muhammed Abdulhak, İmâm Nesâi’nin rivayet ettiği hadisin sahih olduğunu zikretmiştir. İşte bu hadisteki ifadeler İmâm Buhâri’nin rivayet ettiği hadisteki karışıklığı kaldırmaktadır. Birinci hadisteki ifadeler muzâfın hazfedilmesi kabilindendir. Yani “Rabbimizin meleği iner ve derki…” anlamındadır. Yine Buhari’nin rivayetindeki يَنْزِلُ (iner) kelimesi, يُنْزِلُ (indirir) şeklinde de rivayet edilmiştir ki bu da bizim sözünü ettiğimiz hususu güçlendirmektedir.
Bu Hadîs-i Şerif’te Allâh hakkında geçen nuzûl, hareket ve intikal anlamındaki nuzûl değildir. Allâh hareket ve intikalden münezzehtir. Allâh yaratılmışların sıfatlarıyla vasıflandırılmaz ve yaratılmışlara benzemez.
Allâh-u Te’âlâ Eş-Şûrâ Sûresi’nin 11. Âyet-i
Kerîmesi’nde şöyle buyuruyor:
۞ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ ۞
Anlamı: “Hiçbir şey Allâh’ın benzeri değildir, O işiten ve görendir.”
İbnu’l Cevzî de nuzûl için, ancak cisimlerin özelliği olduğunu ve intikalin söz konusu olduğunu söylemiştir. Bedruddîn İbnu’l Cevzî intikali şöyle açıklamıştır: “İntikal 3 şey ile olur; İntikal eden, intikal edilen yer ve intikal edilecek yer. Bunların tamamı yaratılmışların sıfatlarından olup Allâh hakkında muhaldir (imkânsızdır). Deniliyor ki “ Allâh gecenin üçte birlik kısmında semâya iner ve der ki…” Ancak bilinmektedir ki gecenin 3’te 1’lik kısmı dünyanın her bölgesinde farklılık göstermektedir. Böylelikle Allâh’a sürekli inip çıkmayı nispet etmiş oluyorlar. Yani Allâh’a durmadan semaya inip sonra yükselmeyi nispet etmiş oluyorlar. Bu da intikal anlamına gelir ki Allâh hakkında intikal imkânsızdır.”
Bu Hadîs-i Şerîf’in anlamına Âyet-i Kerîmeler ışığında bakacak olursak, Hadis’in müteşâbih olduğu ve zahirine göre alınmayacağı açıkça görülecektir.
Allâh’u Teâlâ El-Fecr Sûresi’nin 22. Âyet-i
Kerîmesi’nde şöyle buyuruyor:
۞ وَجَاء رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا ۞
Anlamı: “Allâh’ın Kudretinin eseri geldi ve melekler sıra sıra dizilerek geldiler.”
İmâm Ahmed bin Hanbel buradaki mecî’yi (gelişi), “Allâh’ın kudretinin eseri geldi” diye tefsir etmiştir. Hâşâ buradaki mecî’ (geliş), intikal ve hareket anlamında olan mecî’(geliş) değildir. Çünkü hareket ve intikal yaratılmışlara has sıfatlardandır. Allâh’a; hareketi, intikal etmeyi nispet etmek kişiyi İslâm’dan ayırır. “Hareket etmek” demek, bir halden başka bir hale değişmek demektir. Hareket etmeden önceki durumunu değiştirip başka bir hale geçmek, sonradan olan (hâdis) bir halin, hareket sahibine hulûl etmesi anlamındadır. Yaratılmış olanların (sonradan var olanların) Allâh’a hulûl ettiklerine inanmak ise Allâh’ın hâdis (sonradan var olan) olduğunu iddia etmek demektir. Böylece Allâh’a değişmeyi nispet ederek, yaratılmış olmasını da nispet etmiş olurlar. Sonuç olarak bir yerden bir yere intikal eden; cisim olur, hacim olur, bir yeri boşaltıp bir yeri doldurmuş olur. Bunların hepsi Allâh hakkında imkânsızdır.
Nuzûl hadîsi olarak bilinen hadîsin tefsirini, Âyet-i Kerîmeler, Hadîs-i Şerîfler ve âlimlerimizin sözleri ışığında, Allâh’ın bizleri bu amelde muvaffak kılmasıyla, sizlerle paylaştık.
Allâh bizleri Kur’ân’ı ve sünneti doğru anlayanlardan eylesin…